MİLLİ EĞİTİM AKADEMİSİ

          Merhaba bu defa öğretmenlik mesleğini ilgilendiren bir konuyu paylaşmak istedim ki konumuz "Milli Eğitim Akademisi". Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan Öğretmenlik Mesleği ve Milli Eğitim Akademisi Kanunu taslağına göre, üniversiteden mezun olan öğretmen adayları, sınavları geçtikten sonra akademiye alınacaklar. Öğretmenlik mesleği yeterlilik çerçevesinde belirlenen teorik ve uygulamalı derslerden oluşan hazırlık eğitimi verilecek. Akademinin hazırlık eğitiminin süresi 4 dönem olacak. Hazırlık eğitiminde her bir teorik dersten not ortalaması 100 üzerinden 60 ve üzeri olanlar başarılı sayılacak. Başarısız olan öğretmenler için ek bir sınav hakkı tanınacak. Öğretmenler, akademide 550 saatlik bir eğitimden geçecek. Eğitimin kapsamı 4 başlıktan oluşuyor. Bunlar; alan bilgisi, genel kültür, pedagojik yaklaşımlar ve maneviyat.
          Şimdi saf, naif bir gözle bakarsak üniversiteden yeni mezun bir birey için öğretmenlik mesleğinde tecrübe edinebilmesi için bir fırsat gibi görülebilir. Ayrıca devletimizin de personel alırken öğretmen adayı arkadaşları değerlendirerek onların mesleğe olan yatkınlıklarını ya da uygunluklarına karar verebilmesi noktasında güzel bir uygulama olabilir.
          Evet, böyle değerlendirme yapabilmek için gerçekten saf olmak yetmez ileri düzeyde aptal olmak lazım. Değerlendirme ölçütlerine bakacak olursak özellikle belirtilen bir maneviyat bölümü var. Şimdi insan sormak istiyor maneviyattan ne anlayacağız? İnsan gibi insan olmak, yaratılanı yaratandan dolayı sevmek, yalan söylememek, hak yememek, görevini hakkı ile yapmak, yani evrensel normlarda düzgün dürüst bir insan olmak mı anlaşılacak? Ya da sabah akşam anlamına değer vermeden Kur'an-ı Kerim okuyan, şeyhinin, hocasının vb. dediklerine sorgulamadan biat eden, haksız bir biçimde işgal ettiği makam için "...evet bu işlem kul hakkı yemektir, ama buradan kazanılan maaş haram değildir..." fetvaları verebilen, özetle görünürde islam üzere olurken, işine gelmeyen noktalarda kanun, kural tanımayarak, hak, hukuk dinlemeyerek yoluna devam eden bir anlayış mı anlaşılacak? İşte bu belli değil ama ülkemizin içinde bulunduğu duruma bakarsak özde değil sözde islam ahlakının ağır basacağı muhakkak. Elbette bu benim inancım.
          Bu memlekette zamanında birileri dolar henüz 5-6TL iken "izlenen politika yanlış" dediğinde, o zamanın maliye bakanı "...neymiş dolar 10-15 olacakmış?" diyerek dalga geçiyordu. Hey yavrum hey! Dolar olmuş 32 TL. Peki bu uyarılara kulak verildi mi? Hayır. Yine böyle mantar gibi "her yere üniversite açmayın yeterli sayıda yetişmiş akademik kadronuz yok" dediler, takan oldu mu? Hayır. Bunun sonucunda lisans eğitimlerinin kalitesi düştü ve bir çok üniversitenin verdiği mezunlar, mezun oldukları alan adına birşey bilmeden okullarını bitirdiler. Bu durum ister istemez yetişmiş insan sorununu getirdi. İnsan şimdi sormadan edemiyor "Hiç birşey yapmasaydınız, yani sistemi hiç karıştırmasaydınız olmaz mıydı?"Ya da üniversitelerin kalitelerini, üretkenliklerini arttırmak adına çalışma yapılsaydı daha iyi olmaz mıydı? Evet olurdu ama bu tercih edilmedi.
          Gelinen son noktada devletimiz kendi okullarından mezun ettiği öğretmen adaylarını beğenmiyor, yetersiz buluyor, kendi normlarına uygun kabul etmiyor ve böyle ucube bir yöntem geliştiriyor. Bu çocuklar öğretmen olma becerilerine, yeterliliklerine sahip değillerse bu okulları nasıl bitirdiler? Bu çocuklara öğretmen olabilmelerinin yolunu açan diplomaları kim verdi? Böyle saçmalık olur mu? Oluyor işte...
          Gelelim bir diğer noktaya bu akademilerde kimler görev alacak? Elbette hükümetin istediği "sofuluktaki / manevi değerleri taşıyan" insanlar. Bu durumda siz şayet hükümetin istediği inanç tipinde değilseniz belkide (pardon kesinlikle) öğretmen olamayacaksınız, ne kadar yetenekli ne kadar becerikli, ne kadar donanımlı olursanız olun. Bunu düşünmemize neden olan ne? Elbette yapılan icraatler zira memleket "iş bilen" insanlar tarafından yönetiliyor olsa, boğazımıza kadar borca batmaz, milyonlarca yabancıyı alarak ülkenin demografik yapısını bozmaz, sağlık, tarım ve eğitim sistemini çökertmezdik. Kabul etmek istemesek de ülke olarak derin bir bataktayız. Her neyse...
          Özetle ben çocukların, gençlerin "manevi değerlerimiz" başlığı altında yapılan hiç bir eylem ile dine karşı olumlu bir tavır alacaklarını sanmıyorum hatta aksine çocuklar bu dayatmacı tavırdan inanılmaz oranda rahatsız oluyorlar. Fakat hükümet yine her konuda olduğu gibi dayatmacı tavrını sürdürecek, kendisine yapılan eleştirileri değerlendirmek yerine "tehdit" olarak algılayacak ve bildiğini okuyacaktır. Ne diyelim "Sizin dininiz size, benim dinim banadır." Çok zorlarsanız insanları inanıyor gibi görebilirsiniz ama onlar kalplerinde kendi inançlarını yaşamaya devam ederler. İnsanları yumuşak huy ve güzel ahlak ile islama davet edin, ne kaybedersiniz? Açıkçası ben çocukken her yaz camiye Kur'an öğrenmeye hatim etmeye giderdim, şimdilerde 50'sine merdiven dayamış bir babayım kendi çocuğumu ise Kur'an öğrenmesi için camiye hiç göndermedim, göndermiyorum, göndermem zira uygulamda çok ama çok büyük sorunlarımız var. İnanç mutlak ve mutlak sadece, yalnızca yaratıcıya olmalı insanın elinden hayatı ve var oluşu sorgulama yetisini almak için kullanılmamalıdır. İnsan en çok neye üzülüyor? İşine geldiğinde Hz. Peygamberin merhametinden, Hz. Ömer' in adaletinden dem vuranların işlerine gelmeyen konularda bunları hiçe saymaları...
Kalın sağlıcakla